der ya'nın bir kurucusu varsa ona kaptan-ı der ya diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz 😄...
Kaptanlık konusunda çocukluktan getirdiğim bir iz var.
Ortaokulumuzda sınıf nöbetçiliği diye bir görev vardı. Numara sırasına göre her hafta bir öğrenciye sınıfın anahtarı teslim edilirdi, sınıf defterini öğretmenlere imzalatmak, idareye temsil etmek ve öğle teneffüslerinde sınıfı kilitli tutmak gibi işlerden o sorumlu olurdu. Sınıfın ilk numarasına sahip olarak ilk nöbeti tutunca, kimsenin henüz birbirini tanımadığı sınıfta herkesin tanıdığı biri olarak ikinci hafta başında yapılan sınıf başkanlığına kolaylıkla seçilmiştim. Ben kendi isteğimle bir yıl ara verinceye dek iki yıl başkanlık, son yıl da başkan yardımcılığı yapmıştım.
Aynı zamanda kendimi bildim bileli topluluklara ilgim var.
Çocukluğumda en çok sevdiğim kitap serisi Enid Blyton'ın "Gizli Yediler"iydi. Heyecanlı bir macera serisi olmanın ötesinde, bir topluluğun parçası olmanın, birlikte hareket etmenin ve sağlam dostluklar kurmanın bireysel başarıdan çok daha anlamlı ve güçlü sonuçlar doğurabileceğine dair bir inanç aşılamış olmalı bana. Kuşadası'ndaki yazlığımızda her yaz bunu deneyimliyorduk, hatta bir yaz sazlıktan kulüp evi de yapmıştık ama ruhsatsız yapımız site idaresinin gazabından kurtulamamıştı 😏
Üniversitede ise Uluslararası Gençlik Topluluğu'na girmiştim daha Hazırlık yılında. Henüz üç yaşındaki bu genç toplulukta (hala kurucuları oradaydı), ODTÜ Uluslararası Bahar Şenliği'ni ve ODTÜ Kitap Fuarını düzenliyorduk. Bunların dışında öğrencilerin ilgisini çekecek konularda paneller, söyleşiler de düzenliyorduk. Hiç unutamadıklarımdan biridir, Uğur Mumcu ve Abdurahman Dilipak'ı biraraya getiren Mimarlık Amfisindeki panel.
Ertesi yıl Yürütme Kurulu'na da girip topluluğa biraz kendimi fazla kaptırınca, dersleri toparlamam biraz zor oldu, okulu da bir yıl uzatmama mal oldu diyebilirim.
Hep bir mücadele içindeydik, birbirimizle, içerdeki kliklerle, rektörlükle vs… İdeallerimiz için mücadele etmek herşeyden önemliydi. İdealleri fazla ciddiye almamayı (yani neyin en doğru olduğundan emin olmamayı) öğrendim ama mücadeleciliğimden pek bir şey kaybetmedim. Organizasyon yapma konusunda da ilk deneyimlerimi orada edindim.
Çalışma hayatına İstanbul'da bir araştırma şirketinde adım attım. İnsan davranışlarını ve pazarı anlamaya çalışmak çok ilgimi çekmişti. Eldeki verilerle bunun farklı yollarını bulmaya çalışmak çok keyifliydi. Yaşıtlarım o toplantı odalarının kapısından geçemezken ben elimdeki güç (bilgi) sayesinde icra kurullarının veya pazarlama yöneticilerinin bulunduğu masanın diğer ucunda sunumlar yapıyordum. Neler sordukları, aralarında neler koşup nasıl kararlar aldıkları çok geliştiriciydi.
Sonraki şirketimde ise yöneticiliğe adım atıyordum. Yurt dışına açılan firma oralara göndereceği genç yetenekleri istihdam ediyordu. Bir yılın sonunda 15 Aralık 1998'de Romanya'ya Pazarlama Müdürü olarak atandım, tek bir gün marka yöneticiliği dahi yapmadan. Şans mı dersiniz, şanssızlık mı size bırakıyorum.
Şirkette geçirdiğim 20 yılın üçte ikisini 5 ayrı ülkede expat olarak çalıştım. Geri kalan sürede ise iki ayrı dönemde merkez ofiste İstanbul'daydım. Biraz Merkez Valiliği gibi. Bu dönemlerin ikincisinde inovasyon çok önemli bir başlıktı, şirket bana eğitimler aldırıp bir de CEO'ya bağlı inovasyon yürütme komitesinin koordinasyonuna getirdi. Bu işler nasıl yapılıyor diye biraz araştırdığımda Marketing Capabilities diye bir alan olduğunu keşfettim. Kendimize özgü bir pazar yaklaşımımızın, pazarlama metodumuzun olması gerektiğine, bunun için bir çalışma yürütmeye ikna ettim Kendime de "Marketing Intelligence & Capabilities Director" ünvanını layık gördüm. Hummalı bir çalışma sonrası içinde araçların ve metodların olduğu akademik değil tamamen pratik bir rehber oluşturduk. Ben bunu gidip operasyonlarımızın bulunduğu tüm ülkelerde anlattım.
Ancak yıllar içinde şunu fark ettim: sistem kurmadan değişim kalıcı olmuyor; ama sistemin de işlemesi için insan merkezli düşünce yapısı şart. Bu farkındalık beni tasarım odaklı düşünmeye ve değer yaratmanın formülünü geliştirmeye yöneltti.
2018’de kurumsal hayata veda ettim ve Innolabz’i kurdum. Şirketlere inovasyon, strateji ve tasarım odaklı düşünme alanlarında fasilitasyon, danışmanlık ve eğitim hizmetleri veriyorum. Aynı zamanda podcast, blog ve çeşitli topluluklarla bireylerin de değer yaratma becerilerini geliştirmelerine alan açıyorum.
Eğer sen de düşünmeyi, üretmeyi, birlikte öğrenmeyi seviyorsan, seni de aramızda görmek isteriz!